Sıkça Sorulanlar
Organ bağışı ne demektir?

Organ bağışı, bir insanın organlarının bir kısmının ya da tamamının, kendi iradesi ile tıbben yaşamı sona erdikten sonra başka insanların tedavisinde kullanılmasına izin vermesidir.

Ülkemizde neden organ bağışının artırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır?

Sadece ülkemizde değil, organ bağışının en fazla olduğu gelişmiş Avrupa ülkelerinde dahi organ bağışı sayısının artırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Çeşitli organ yetmezlikleri nedeniyle organ nakli ihtiyacı duyan ve bekleme listelerine yazılan insanların sayısı, dünyanın her yerinde artmaktadır. Ülkemizde şu anda 25 binin üzerinde insan, organ nakli beklemektedir. 2013 yılında ülkemizde yapılan organ nakli sayısı yaklaşık 4300; organ bulunamadığı için hayatını kaybeden kişi sayısı ise 1860. Kalp ve karaciğer nakli için bekleyen her 2 hastanın 1’i organ bağışındaki yetersizlik nedeniyle kaybediliyor.

Yıllık ne kadar organ bağışına ihtiyaç var?

Yılda yaklaşık 2-3 bin kadavradan organ bağışına ihtiyaç var, ancak ne yazık ki şu anda bu sayı sadece 300-400 civarında. Avrupa ülkelerinde organ vericilerinin %80’i kadavra %20’si canlı iken, ülkemizde durum tam tersi; biz organ nakillerinin %80’ini canlı vericilerden yapıyoruz.

Canlı verici-kadavra verici ne demek?

Canlı vericiler, kendileri hayattayken organlarını bağışlayan ve ameliyat edilen vericilerdir. Bazı organ nakillerinde canlı vericiler kullanılabilmektedir; böbrek nakli ve karaciğer nakli gibi…İnsanlar tek böbrekle veya karaciğerlerinin bir kısmı alındığında da yaşamlarına devam edebileceğinden böbrek ve karaciğer nakli canlı vericilerden yapılabilmektedir. Ancak kalp, akciğer, pankreas nakli gibi nakil türleri için kadavra vericiye ihtiyaç vardır.

Kadavra verici, beyin ölümü gelişmiş yani tıbben öldüğü kanıtlanmış ve hayattayken kendisi veya beyin ölümü tespit edildikten sonra yakınları tarafından organları bağışlanmış kişilerdir.

Beyin ölümü tıbben ölüm müdür, beyin ölümünden geri dönüş mümkün müdür?

Organ bağışı bilincine ulaşabilmek için beyin ölümü kavramını iyi anlamak gereklidir. Beyin ölümü kat’iölümdür, geri dönüşü mümkün değildir. Beyin ölümü, koma ve bitkisel hayatla karıştırılmamalıdır. Koma ve bitkisel hayatta bilinç kapalı olsa bile ölüm söz konusu değildir. Bazen günler-aylar sonra kişilerin komadan çıkması mümkün olmaktadır. Beyin ölümü geliştiği andaysa kişi ölmüştür; ancak solunum cihazı yardımıyla soluyabilmekte ve ilaçlar yardımıyla kalbi çalışmaktadır. Bazı insanlar beyin ölümünün tespitine kuşku ile bakmaktadırlar. Bunlar organların alınması uğruna, beyin ölümünün erken tespit edilmiş olabileceği endişesini taşımaktadırlar. Oysa ki beyin ölümü tanısı koymak, çok teferruatlı bir iştir. Beyin ölümü tanısı ancak, yoğun bakımda yatmakta olan bir hastaya bir heyet tarafından bazı muayenelerin ve tetkiklerin yapılması ile mümkündür. Bu heyette anestezi uzmanı, kardiyoloji uzmanı, beyin cerrahisi uzmanı ve nöroloji uzmanı bulunmaktadır. Heyette bulunan kişiler, organ nakli ekibinde çalışan insanlar değildir. Bu uzmanlar muayeneleri ve istedikleri tetkiklerin sonucunda beyin ölümü saptadıkları zaman bir tutanağa imza atmaktadır.  Bu tutanak imzalandıktan sonra, artık tıbben ölüm gerçekleşmiştir ve geri dönüşü mümkün değildir. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra kalbin çalışıyor olmasının anlamı yoktur; kısa bir zaman içinde kalple birlikte diğer organların çalışması da duracaktır. İşte organların alınması açısından önemli olan zaman da beyin ölümü gerçekleştikten sonra diğer organların fonksiyonunu kaybetmesinden önceki o kısa zamandır.

Beyin ölümü tespit edilmiş bir hastadan organlarının alınması için nasıl bir prosedür işlemektedir?

Ölümden sonra nakil için organın alınması, ancak beyin ölümünün kesin tespit edilmesi ve gerekli izin alındıktan sonra mümkündür. Türkiye'de genişletilmiş gönüllülük yöntemi yürürlüktedir. Buna göre ortada  Doku ve Organ Bağış Belgesi varsa, kanunen nakledilmek için gerekli organlar alınabilir, yoksa ölen kişinin akrabalarının rızası olursa ancak alınabilir. Kanunun ifadesi bu şekilde olmasına rağmen genel uygulama gereği bugün için ülkemizde aileden izin alınmadan organlar alınmaz. Bağış belgesi olsa da olmasa da muhakkak aile izni alınması şarttır. Burada devreye organ nakli koordinatörleri dediğimiz kişiler girmektedir. Organ nakli koordinatörleri özel eğitim almış, beyin ölümü gerçekleşmiş hastanın yakınlarıyla empati kurmayı bilen doktor, hemşire veya sağlık memurlarıdır. Organ nakli koordinatörlerinin hasta yakınlarıyla yaptığı görüşme sonrasında izin belgesinin imzalanmasıyla organların kullanılması mümkün olmaktadır.

Beyin ölümü tanısı konmuş hastaların ne kadarı organ bağışına çevrilebiliyor?

Ne yazık ki ülkemizde beyin ölümü tanısı konmuş hastaların ailelerinden bağış için izin alma oranı çok düşük. Beyin ölümlerinin ancak 5’te 1’i bağışa çevrilebiliyor. Oysa ki gelişmiş ülkelerde bu oran %50’nin üzerinde.

Ailelerin beyin ölümü gelişen yakınlarının organlarını bağışlamamasında
ne gibi faktörler etkili oluyor?

Eğitimsizlik, duyarsızlık, güvensizlik ve tabii ki dini kaygılar…İnsanlarda organlar bağışlanırsa ahirette eksik mi uyanırım korkusu oluşmakta… Din İşleri Yüksek Kurulu'nun 6 Mart 1980 tarih ve 196 sayılı kararına göre organ bağışı İslam dinine göre caizdir. Kur'an-ı Kerim'de de organ naklini destekler nitelikte ayetler bulunmaktadır. MaideSuresi, Ayet 32'ye göre "bir kişiye hayat vermek, bütüninsanlara hayat vermeye eşdeğer sevaptır”.

Bağışlanan organların kime nakledileceğine nasıl karar verilmektedir?

Bağışlanan organların nakledilmesi, Sağlık Bakanlığı'nın denetim ve gözetiminde, bilgisi dahilindegerçekleştirilir. 2000 yılında, organ bağışı konusunda bir "Ulusal Koordinasyon Sistemi" oluşturularak, bakanlığın olanaklarıyla organ bekleyenler sistematik sıralamaya dahiledilmişlerdir. Bu sıralamada her hastanın belli kriterlere göre hesaplanmış bir puanı vardır. Bu puanlamaya göre, Ulusal Koordinasyon Merkezi’nden organı takacak merkeze sıralı bir liste gönderilmektedir. Tıbbi bir gerekçe olmaksızın sıralamaya keyfi bir şekilde uyulmaması mümkün değildir. Bazen hastalarımızdan, bazı yerlerde kendilerine öncelik verileceğinin söylendiğini duyuyoruz. Böyle bir şey kesinlikle olamaz, çünkü sıralı liste direk Ulusal Koordinasyon Merkezi tarafından gönderilmektedir. Bizim organ nakli ekipleri olarak bu listeleri belirlememiz mümkün değildir.

Organlarını bağışlayan insanların bedenleri parçalanıyor mu?

Bağışlanan organların çıkartılması ameliyatı çok deneyimli ekipler tarafından gerçekleştirilen komplike bir ameliyattır. Burada amaç, kullanılacak organların hiçbir zarar görmeden çıkartılmasıdır. Bu yüzden de çok dikkatli çalışmayı gerektiren bir ameliyattır. Kullanılacak doku ve organlar çıkarılırken, başka organ ve dokulara zarar vermemek için azami özen gösterilir. Organlar çıkartıldıktan sonra da dışarıdan hiçbir şey belli olmayacak şekilde cilt, normal ameliyatlarda olduğu gibi güzel bir şekilde dikilerek kapatılır. Bu, organlarını bağışlama erdeminde bulunmuş kişiye ve ailesine saygının bir gereğidir.  

Kimler organlarını bağışlayabilir?

18 yaşını doldurmuş, akli dengesi yerinde olan herkes, organlarının bir kısmını ya da tamamını bağışlayabilir. Organ bağışı; sağlık müdürlüklerinde, hastanelerde, emniyet müdürlüklerinde (ehliyet alımı sırasında), organ nakli yapan merkezlerde, organ nakli ile ilgilenen vakıf, dernek vb. kuruluşlarda yapılabilir. Türkiye'de 1980 tarih ve 2238 sayılı yasa gereği organ bağışının iki tanık önünde, sözlü olarak yapılması, ayrıca bunun bir hekim tarafından tasdik edilmesi yeterlidir. Bunun için en yakın sağlık kuruluşuna başvurarak "Doku ve Organ Bağış Belgesi” alınabilir.

Hangi doku ve organlarımızı bağışlayabiliriz?

Kalp, akciğer, böbrek, karaciğer, pankreas ve incebarsaklar gibi organlar; kalp kapağı, gözün kornea tabakası, kas, tendon ve kemik iliği gibi dokular bağışlanabilir.

Böbrek ve karaciğer nakillerinde canlı vericiler de kullanılmaktadır.
Kimler canlı verici olabilir?

Dünyanın hiçbir yerinde canlı verici olmadan karaciğer ve böbrek nakli ihtiyacı karşılanamaz. Çünkü mevcut karaciğer ve böbrek yetmezlikli  hastaların arasına her yıl binlerce yeni hasta katılıyor. Dünyada en fazla kadavradan organ bağışı olan ülkelerde dahi canlı vericiye ihtiyaç duyuluyor. Ülkemizdeyse ne yazık ki kadavradan organ bağışı çok düşük seviyelerde olduğundan verici ihtiyacının büyük kısmı canlı vericilerden karşılanıyor.

Kanuni açıdan ülkemizde akraba dışı vericiden organ nakline izin verilmiyor. Canlı vericinin, alıcının 4. dereceye kadar akrabası olması şartı aranıyor. Tıbbi açıdan şeker hastalığı, hipertansiyon, kanser hastalığı, ağır astım gibi ciddi rahatsızlığı olmayan her hasta verici olabilir. Ufak tefek rahatsızlıklar ve geçirilmiş ameliyatlar, verici olmaya engel değildir. Bir organ nakli merkezinde tetkik edilmeden hiçbir kişiye “sen verici olamazsın” denmesi doğru değildir.

Önümüzdeki dönemde ülkemizde organ naklinde hedefler nelerdir?

Ülkemizde organ nakli sayısını artırabilmemiz için, verici sayısını artırmalıyız. Bu konuda çok çalışarakAvrupa’nın gelişmiş ülkelerinin kadavra verici oranlarınıyakalamalıyız. Tespit edilen beyin ölümü sayısını ve beyin ölümü tespit edilmiş hastalardan bağışı arttırmalıyız. Sağlık Bakanlığı’nın koymuş olduğu hedefe göre, 2017 yılı sonuna kadar her yıl verici sayısının bir önceki yıla göre %25 artırılması hedefleniyor. Ayrıca yeni yasal düzenlemeler yapılıyor. Örneğin kornea gibi ceset üzerinde bir değişiklik yapmayan dokular, aksine bir vasiyet ibraz edilmediği taktirde artık izin alınmadan kullanılabilecek.

Sosyal Medya